Karadeniz’de hareketlilik artıyor

0
16

Rusya destekçileri tarafından 2014’ten beri işgal edilen Ukrayna’nın doğusundaki Donbas bölgesi zaman zaman sıcak çatışmalara sahne olsa da uzun süredir Rusya ile Ukrayna arasında süren müzakereler sayesinde büyük bir çatışmaya dönüşmemişti.

Ancak son dönemde Donbas’ta gerginliğin tırmanması, bölgedeki tansiyonu bir hayli yükseltti. ABD, Karadeniz’e 2 savaş gemisi göndereceğini açıklarken, Rusya Don ve Volga nehirlerini geçerek Hazar Denizi’nden Karadeniz’e savaş gemileri sevk etti.

Daha önce iki ülke arasında tehlikeli yakınlaşmaların yaşandığı Karadeniz sularında, şubat ayında Rusya’ya ait bir savaş uçağı, bölgede faaliyetlerini sürdüren ABD’nin güdümlü füze destroyerinin yakınında alçak uçuş yapmıştı. Benzer bir durum tekrar yaşanır mı sorusu da tartışmalardan biri.

Bazı soru ve cevaplarla bölgede yükselen gerilimin nedenleri ve gidişatına göz atalım.

Karadeniz’de sular neden ve nasıl yükseldi?

Fransa’nın başkenti Paris’te 9 Aralık 2019’da, 3 sene aradan sonra Normandiya Dörtlüsü Liderler Zirvesi düzenlendi. Ukrayna, Rusya, Almanya ve Fransa devlet başkanlarının katılımıyla gerçekleşen zirvede, Donbas’ta tam ateşkes ve bunun çerçevesini çizen Minsk Anlaşması’na bağlılık vurgusu yapıldı.

Zirveden sonra Donbas’ta azalan çatışmalar, kısa süre sonra daha da alevlendi. Krizin çözümüne dair Rusya, Ukrayna ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatından (AGİT) oluşan Üçlü Temas Grubu, 27 Temmuz 2020’den itibaren kapsamlı ateşkes kararı aldı.

2021 senesine kadar kapsamlı ateşkes ufak çaplı krizlere rağmen sürdürüldü.

Ancak bu yıl Rus ordusunun Ukrayna sınırına neredeyse askeri yığınak yapması, Donbas bölgesinde zaten hiçbir zaman bitmeyen çatışmaları yeniden artırdı. Rusya yanlısı ayrılıkçıların 26 Mart’ta 4 Ukraynalı askeri öldürmesi bölgedeki krizi zirve noktasına çıkardı. Saldırılar karşısında Ukrayna ordusunun tedbirlerini artırması üzerine Rusya, sınıra ve 2014’te ilhak ettiği Kırım’a asker yığdı.

Ukrayna Genelkurmay Başkanı Ruslan Homçak 30 Mart’ta Ukrayna Parlamentosunda yaptığı konuşmada, askeri tatbikat gerekçesiyle Ukrayna sınırının kuzeyi, doğusu ve Kırım’da Rus Silahlı Kuvvetlerine ait 28 tabur birlik olduğunu söyledi.

Homçak, bu durumun Ukrayna’nın askeri güvenliği için tehdit oluşturduğunu vurguladı.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov ise, “Rusya kendi toprakları içerisinde silahlı kuvvetlerini kendi takdirine bağlı hareket ettiriyor. Bu hiç kimseyi rahatsız etmemeli ve bu hiç kimse için tehdit içermiyor” ifadelerini kullandı.

Bu açıklamalardan sonra hem Moskova hem de Kiev, Donbas çevresine askeri sevkiyatını artırdı.

Ayrıca, şubat ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yakın dostu Viktor Medvedçuk’un kontrolünde olduğu iddia edilen 3 kanal Rusya tarafından finanse edildiği gerekçesiyle kapatıldı.

Akabinde de Medvedçuk ve çevresine ekonomik yaptırımlar uygulandı. Bir yandan da ülkede kısa zaman önce Kırım’ı Kurtarma Stratejisi duyuruldu. Bu gelişmeler de gerginliğin artmasını sağlayan faktörler arasında görülüyor.

Kim, ne dedi?

Rusya Devlet Başkanlığı İdaresi Başkan Yardımcısı Dmitri Kozak, Ukrayna’nın doğusunda bulunan Donbas bölgesindeki gelişmelere, gerekirse vatandaşlarına yardım etmek için müdahale edebileceklerini belirtti.

“Her şey yangının ne kadar büyük olacağına bağlı. Çatışmaların şiddetlenmesi Ukrayna için sonun başlangıcı olabilir.”

Moskova’nın Ukrayna sınırına askeri sevkiyat yapmasına Avrupa Birliği (AB) ve ABD tepki gösterdi. Batı, Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğünü desteklediğini açık şekilde duyuruyor.

ABD Başkanı Joe Biden, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile yaptığı telefon görüşmesinde, Rusya’nın Donbas ve Kırım’daki “saldırganlığı” karşısında ABD’nin Ukrayna’ya “sarsılmaz desteğinin” süreceğini ifade etti. ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin da Ukraynalı mevkidaşıyla yaptığı görüşmede, Rusya’nın “saldırganlığına” karşı Ukrayna’ya destek vermeye hazır olduklarını belirtti.

İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Zelenskiy ile yaptığı görüşmede, ülkesinin Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğüne desteğini yineledi.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell Ukrayna’ya “tereddütsüz destek”lerini dile getirirken, Rus birliklerinin Ukrayna sınırındaki hareketliliği nedeniyle endişeli olduklarını aktardı.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de Rusya’nın Ukrayna’daki askeri faaliyetleri hakkında Zelenskiy ile görüşerek İttifakın Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğüne desteğini ifade etti.

NATO Askeri Komite Başkanı Orgeneral Stuart Peach Ukrayna’ya gitti ve Zelenskiy ve Homçak ile görüştü.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov ise Ukrayna’yı ABD ve NATO’nun askeri olarak desteklemesi halinde Rusya’nın kendi güvenliğini sağlamak için ilave tedbirler alacağını söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da Ukrayna’nın Donbas bölgesinde yeni bir savaşı başlatma yönündeki girişimlerin ülkeyi yok edeceğini belirtti.

Taraflar ne istiyor?

Rus yanlısı ayrılıkçılarla Kiev yönetimi arasında devam eden çatışmaları durdurmak için 2014 ve 2015’te Minsk Anlaşmaları imzalandı.

Anlaşmalara göre bölgede ateşkes sağlanacak, esir takası yapılacak, Kiev yönetimi merkezi gücünü azaltarak yerel yönetimlerin yetkilerini artıracak ve Donbas’a özel statü sağlayacak anayasa değişikliği yapacaktı.

Rus yanlısı ayrılıkçılar ise Ukrayna-Rusya sınırının kontrolünü devlete geri verecek, bölgedeki silahlarını çekecekti. Ancak bugüne kadar iki tarafın karşılıklı olarak birbirini ateşkesi ihlal etmekle suçlamasıyla anlaşmaların yürürlüğe konması aksadı.

Rusya, Ukrayna anayasasında Donbas’a özel statü sağlayacak değişiklikte ısrarcı olurken, Ukrayna tarafında böyle bir değişiklik ülkeyi bölünmeye sürükleme ihtimali göz önünde bulundurularak şüpheyle karşılanıyor.

Bir yandan da Moskova krizi Ukrayna’nın iç savaşı olarak göstermek ve Kiev’i ayrılıkçılarla görüştürüp krizde kendisini taraf olmaktan çıkarmak istiyor. Bu durum Ukrayna tarafından kabul edilmiyor.

Zelenskiy, Stoltenberg’le yaptığı görüşmede, NATO Üyeliği Hareket Planı verilmesinin önemine dikkat çekerek NATO’nun Donbas’taki savaşı bitirmek için tek yol olduğunu belirtti.

Ukrayna 2020’de NATO genişletilmiş fırsatlar partneri statüsünü almıştı. Toprak bütünlüğünü sağlamak isteyen Kiev, bu sorunun çözümü için de bir an önce NATO Üyelik Hareket Planı almak ve üyelik görüşmelerini başlatmak istiyor. Bu kapsamda Rusya, Ukrayna’nın NATO’ya girmesini kendisi için tehdit görüyor ve istemiyor.

15 Şubat 2020 itibarıyla Ukrayna ordusundan 4 bin 100, ayrılıkçılardan 5 bin 650, 3 bin 350 de sivil olarak 13 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği çatışmalar hala sürüyor.

Karadeniz’de askeri hareketlilik

ABD

Bölgede karşılıklı açıklamalarla yükselen tansiyon, ABD’nin Karadeniz’e 2 savaş gemisi göndereceğini açıklaması ile farklı bir boyut kazandı.

Açık kaynaklarda yer alan bilgilere göre, ABD ve NATO Karadeniz üzerinde bir süredir S/İHA ve casus uçaklarla faaliyetler yürütüyor.

İlk önce, ABD merkezli CNN televizyonunda ismi açıklanmayan bir yetkiliye dayandırılan “savaş gemisi” iddiaları, daha sonra diplomatik kaynaklar tarafından da doğrulandı.

ABD’ye ait 2 savaş gemisinin, Türk Boğazlarından Karadeniz’e çıkışı için Türkiye’ye diplomatik bildirimde bulunduğu ve gemilerin 4 Mayıs’a kadar Karadeniz’de kalacağı aktarıldı.

Türk diplomatik kaynaklar da bu iddiaları doğruladı.

“Tarafımıza Montrö Sözleşmesi’ne uygun olarak 2 ABD savaş gemisinin Karadeniz’e çıkacaklarına dair 15 gün önceden diplomatik kanallardan bildirim yapıldı.”

Rusya

Rusya, Ukrayna’da yaşanan hadiselerin akabinde ilk önce 2014’te Kırım’ı ilhak etmiş, daha sonra da Ukrayna’nın doğusundaki ayrılıkçılara destek vererek, bölgenin Ukrayna’nın kontrolünden çıkmasına neden olmuştu.

Bu tarihlerden itibaren Rusya, Kırım ve çevresine yoğun bir şekilde askeri yığınak yaptı. Öyle ki, Karadeniz’deki askeri varlığını iki katına kadar çıkardı.

ABD’nin bölgeye 2 savaş gemisi göndereceği haberlerinin dünya basınında yer aldığı sıralarda, Rusya da Karadeniz’e yeni askeri sevkiyat yaptığını duyurdu.

Don ve Volga üzerinden Karadeniz’e

Rus ordusunun Güney Askeri Bölgesi, Hazar Denizi’ndeki gemilerin Don ve Volga nehirleri üzerinden Karadeniz’e geçiş yaptığını açıkladı.

Güney Askeri Bölgesi, “kış tatbikat dönemi kapsamındaki denetimler kapsamında” Hazar Filosu’na ait 10’dan fazla çıkarma ve topçu botu ile gemisinin Hazar Denizi’nden Karadeniz’e geçtiğini aktardı.

Açıklamada, Hazar Filosu gemilerindeki mürettebatın Karadeniz Filosu’ndaki güçlerle birlikte deniz tatbikatlarına katılacağı yer aldı.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ne diyor?

20 Temmuz 1936’da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Karadeniz’e kıyısı olan ve olmayan ülkelerin Çanakkale ve İstanbul Boğazlarından geçişini düzenliyor.

Karadeniz’de tırmanan krizin ardından ise gözler Montrö’nün Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin askeri gemilerinin boğazlardan geçişini düzenleyen maddelerine çevrildi.

21 gün sınırlaması

Montrö’ye göre, Karadeniz’e kıyıdaş olmayan devletlerin askeri gemileri ile bunlara yardımcı deniz araçları, sözleşme şartlarını yerine getirmek kaydıyla boğazlardan serbestçe geçme hakkına sahip.

Sözleşmede geçiş için belirtilen şartların başında gemilerin tonajı ile Karadeniz’de kalış süreleri gibi sınırlamalar bulunuyor.

Türk Boğazlarından 1 gün içinde geçecek askeri gemilerin kıyıdaş olsun ya da olmasın toplam tonajının 15 bin tonu aşmaması gerekiyor.

Sözleşmede uçak gemileriyle ilgili bir madde bulunmazken, bu gemiler yapıları gereği uygulanan tonaj sınırını aştığı için boğazlardan geçerek Karadeniz’e giremiyor.

İlke olarak, yabancı ülke denizaltıları Türk Boğazlarına giremiyor. Kıyıdaş ülkeler ise sipariş edilmiş denizaltılarını teslim almak ya da onarıma göndermek ve getirmek için boğazları kullanabiliyor.

Sözleşmeye göre, ne sebeple olursa olsun Karadeniz’e kıyıdaş olmayan ülkelere ait savaş gemileri bu denizde 21 günden fazla kalamıyor.

15 gün önceden bildirim

Montrö’ye göre tüm ülkeler Türk Boğazlarını geçmeden önce Türkiye’ye geçiş günü, rota, Karadeniz’de kalış süresi gibi bilgileri içeren ön bildirim yapmak zorunda.

Ön bildirimin süresi Karadeniz ülkeleri için 8 gün iken, buraya kıyısı olmayan ülkeler için en az 15 gün olarak uygun görülüyor.

Ayrıca Türkiye’ye verilen bilgilerde bir değişiklik olursa, durumun geçişten en az 3 gün önce Türkiye’ye bildirilmesi gerekiyor.

“İnsancıl bir amaç”

Sözleşmenin 18. maddesine göre, Karadeniz’e kıyıdaş olmayan devletler, bu denize “insancıl amaçla”, ön bildirime gerek olmaksızın savaş gemisi gönderebiliyor.

Bununla birlikte, insancıl amaçla gönderilen savaş gemilerinin tonajının 8 bin tonu geçmemesi gerekiyor.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne göre ticaret gemileri ise yükleri ne olursa olsun boğazlardan serbest şekilde geçebiliyor.

Tonaj sınırlaması

Montrö Sözleşmesi, Karadeniz’deki askeri varlığın yoğunluğunu da düzenleyen hükümlere sahip.

Karadeniz’e kıyıdaş olmayan ülkelerin burada aynı anda bulundurabileceği gemilerin toplam tonajı 45 bin tonu, kıyıdaş olmayan tek bir ülkenin ise 30 bin tonu aşamıyor.

Savaş dönemi

Savaş zamanlarında ise Türkiye’ye askeri gemi geçişi uygulamalarında kısıtlama hakkı tanınıyor. Buna göre Türkiye savaşta değilse, askeri gemiler barış dönemindeki şartlarla boğazları geçebiliyor.

Türkiye savaştaysa ya da savaş tehdidi hissediyorsa savaş gemisi ve askeri yardım gemilerinin geçişini engelleme hakkına da sahip.