Şamil Ayrım: “Azerbaycanlı kardeşlerimiz için Türkiye’de vatandaşlık alma konusunu daha da kolaylaştırıyoruz…”

140401

“Ben evimde sıcak çorba içerken, onların  aç olmasına tahammül edemem!”

 VOİCEPRESS olarak, Türk dünyası politikacısı, TBMM Türkiye-Azerbaycan Dostluk Grubu Başkanı, Sayın Şamil Ayrımla röportajı dikkatlerinize sunuyoruz:

-Azerbaycan’daki seçimleri izlediniz. Kardeş ülkedeki siyasi değişimler, demokrasi adına atılmış adımları bir de sizlerin yorumlarınızla dinleyelim. Türkiye demokrasi adına büyük ve çok ağır deneyimlerden geçti. Dünyanın hiçbir yerinde demokrasi hemen ve 100% uygulanması mümkün olmayandır bence. Sizce Azerbaycan’da bugün demokrasiyi hangi oranla değerlendirmek mümkün?

– Dediğiniz gibi Türkiye ile Azerbaycan’ı bu konuda mukayese etmemek lazım. Çünkü Türkiye’nin uzun bir demokrasi geçmişi var. Bizler bedel ödeyerek bu günlere geldik. Azerbaycan bağımsızlığını 1991 yılından bu yana elde etmesine rağmen, 30 senede çok şey kazanmış. Bu zaman kesiminde geçirmiş olduğu seçimlerin birçoğunda ben gözlemci statüsünde bulunum ve Azərbayca’nın seçim deneyimini yakından takip etmek imkanı buldum. Samimiyetle şunu demek isterim ki, Azerbaycan şu kısa zaman içinde gerçekten de demokratik standartlara uygun olarak kendini geliştirmesini becerdi. En son seçimlerde, yani 9 Şubat 2020 de yapılan Parlamento seçimlerinde daha önceki seçimlerde gördüğümüz bazı sorunların aradan kalktığını gördük. Neydi o sorunlar?– Birincisi, seçim Türkiye’ni ve Avrupa’nı aratmayacak şekilde yapıldı. Görevli arkadaşlardan tutmuş, kabinlere kadar, şeffaf sandıklara, elektrik kesilmesi zamanı sorun yaşanmaması adına koyulmuş jeneratörler, kamera sistemleri diğer yıllarla mukayesede daha yaygın olduğunu gördük. Yani kamera sistemi ile dünyanın her bir yerinden seçimleri çok rahat izleme fırsatı oluyor. Benim dikkatimi çeken bir mesele ise seçimlerde görevli arkadaşların davranış biçimiydi. Bundan önceki seçimlerde görevliler seçimlere gelenlere karşı biraz daha sert davranıyordu. Ama bu seçimlerde çok samimi ve içten davranıyorlardı. Hatta mesela sizin oy kullanacağınız bu sandık değil, siz diğer bölgede sesinizi kullanmalısınız gibi onlarla çok güzel bir şekilde diyalog kuruyorlardı. Bu seçimlerde önemli bir gelişmedir. Bundan başka seçimlerin bir bayram havasında olmasını gördük. Yani herkes havasın soğuk olmasına, sert olmasına rağmen çoluk-çocuk seçimlere katılmasını gördük. En azından bizim gittiğimiz yerlerde ben gördüğüm kadarıyla böyleydi. En önemli mesele şu, Azerbaycan’da istikrarın bozulmaması lazım. Azerbaycan Türkiye arasındaki bağın bozulmaması lazım. Sayın Cumhurbaşkanlarımız arasında çok güzel diyalog var, halklarımız arasında, iki devlet arasında ilişkiler en üst seviyede. Bizim görevimiz ise bu ilişkilere hiçbir art niyet olmadan, daha da geliştirmek adına katkı sağlamaktır.

Şamil bey, Türkiye ve Azerbaycan arasındaki anlatılmaz bir bağ 8. Dünya mucizesi diye eklense bile şaşırtıcı olmaz kimse için bence. Ama bazı meseleler var ki, bu konular Türkiye’de yaşayan Azerbaycanlıları ziyadesi ile rahatsız ediyor ve bu konular konuşulup çözülmedikçe daha da derinleşiyor. A) Azerbaycan vatandaşlarının Türkiye’de vatandaşlık almasını kolaylaştırmak; B) Turizm amaçlı oturum hakkını uzatma imkanı; C) Kredi çekme ve iş imkanlarını kolaylaştırma; gibi meselelerin çözümü ne zaman mümkün olur Sizce?

– Bu meselelerin hepsi en üst seviyede görüşülüyor. Bir buçuk ay önce Cumhurbaşkanı yardımcımız Fuat Oktay’la beraber Azerbaycan’a gittik. Bu Azerbaycan Türkiye Karma Ekonomik Komisyonu (KEK) Dönem Toplantısıydı. Cumhurbaşkanı yardımcısı Türkiye heyetinin başkanıydı. Biz orada yaklaşık 150 Türkiye-Azerbaycan sorununun gündeme geldiğini gördük. Daha önceden de bu mevzular konuşulmuştu. Hepsinin çözümü içinde gerekli talimatlar verildi. Birçok sorunlar ise ilgili dairelere havale edildi. Bu sorunlar hem Türkiye tarafında var, hem Azerbaycan tarafında. O sorunlarda şu anda çözülüyor. Türkiye Azerbaycan Dostluk Grubunun başkanı olarak, bu konuları biraz daha yakından takip ediyoruz. Azerbaycanlı kardeşlerimizin tabii ki, Türkiye’de sorunları oluyor. Yok, diyemeyiz. Ama ben de kökleri Azerbaycan’dan olan bir milletvekili gibi elimden geleni yapıyorum. Mesela bu yakında Azerbaycanlıların Türkiye’de kalma konusunda vizelerin üç ay uzatılmasını gerçekleştirdik. Mesela şu anda 1990 arda Türkiye’ye Nahçıvan’dan gelmiş Azerbaycanlılar var. Onlar burada yaşıyorlar, burada evlilikler yapıyorlar, ama çocukları okul yaşlarına geldiğinde kimliksiz bir durumda kalıyorlar. O arkadaşlar Azerbaycan’da da dönemiyorlar. Çünkü döndükleri zaman pasaport sorunu yaşıyorlar. Bütün bunlar iki devlet arasında görüşüldü ve çözüm olarak, Azerbaycan’ın o arkadaşlara kimlik verileceği, Türkiye tarafının ise oturma izni vereceği kanaatine varıldı. Oturma müsaadesi pat diye herkes için olmuyor. Çünkü bunun belirli bir şartları var ve herkes de o şartlara uymak zorunda. Ama şu anda Azerbaycanlı kardeşlerimiz için Türkiye’de vatandaşlık alma konusunu daha da kolaylaştırıyoruz. Şimdiye kadar müracaat edenlerin çoğu vatandaşlıklarını aldılar. Bu konuda sıkıntı yaşayanlar birtakım olaylara karışanlardır. Öğrenci arkadaşlar Türkiye’de okuyor, burada evlilikler yapıyor, Türkiye artık onların Vatanı gibi. Onlarla ilgili çok güzel kolaylıklar var.  Tabii, bu sorunların tümden hallolunması için belirli bir tarih sorsanız, şu an onu veremeyiz. Ama Türkiye’de Azerbaycan’a karşı farklı davranılmasını bilmemiz lazım. Mesela, geçenlerde iki Azerbaycanlı vatandaşın Türkiye’de izinsiz çalıştığını gördük, ceza falan yememeleri için hemen devriyeye girdik ve onların Türkiye’yi terk etmeleri için ayrılmış zamanı bir aya kadar uzattık. Bir ay içinde ise giriş çıkış yaparak, Türkiye’ye döndüklerinde onların çalışma izinlerini alacağız.

-Türkiye çok büyük bir siyasi hareketlilik içerisindedir. Birçok yabancı siyasi yorumcular Türkiye’nin İdlib ve Libya yönündeki siyasi adımlarını “Türkiye’nin siyasi girişimciliği ve bölgede liderliği ele almak isteği” gibi değerlendirme yapıyor. Sizce bu değerlendirme, Türk fobiciliği yaşayan ülkelerin yaklaşım tarzımı, yoksa provakasyon içerikli bir yorum mu?

-Sayın Cumhurbaşkanımız her defasında dediği gibi, Türkiye’nin kimsenin toprağında gözü yok. Biz kendi sınırlarımız içinde vatandaşlarımızın huzurlu ve birinci sınıf olarak yaşaması için mücadele eden, ekonomimizi güçlendirmeye çalışan bir devletiz. O bakımdan dışarıdan Türkiye’nin ekonomi bakımından gelişmesini istemeyenler vardır. Bu bakımdan da Türkiye’ye karşı “Türk düşmanlığı, “İslam düşmanlığı” gibi nedenlerle çok farklı değerlendirmeler içerisinde oluyorlar. Çifte standartlarla yaklaşım tarzını görüyoruz. Biz müslüman ülkesiyiz, damarlarımızdan Türk kanı akıyor. Müslümanlığın insanları kucaklamak özelliği vardır. Sınırlarınıza dayanmış, evsiz barksız, yuvasız çocukları, anaları, bacıları biz kucaklamayacağız da, kim kucaklayacak? Ben evimde sıcak çorba içerken, onların orada aç olmasına tahammül edemem! Türkiye olarak, bu bizim büyük hassasiyetimizdir. Bugün yaklaşık beş milyon Suriye’liyi biz Türkiye’de barındırıyoruz. Onlara kucak açmışız. Kolay değil bu. Gençlerin okul durumu var, eğitimleri var, sağlık sorunları var, iş sorunları var. Amacımız Suriye’deki meselenin çözülmesi ve bu insanların evlerine dönmesidir. Ama görünen o ki, Rusya, Amerika ve Avrupa’daki güçlü devletler İdlib ve Suriye’deki durumun düzelmesini istemiyorlar. Yani Türkiye durduk yere oraya müdahile etmiyor. Bütün terör gruplarını destekliyorlar. Bizim en uzun sınır hattımız Suriye ile – 900 km. Bu sınırın içerisinde 30 km derinliğinde ve 600-700 km bandı uzunluğunda terör olmadan güvenli hat istiyoruz. Suriyeli kardeşlerimiz de o güvenli bölgeye dönerek, huzur içinde yaşayabilsinler. Türkiye’nin amacı bu. Maalesef bir taraftan Rusya, bir taraftan Amerika ve diğer güçlü devletler Türkiye’nin bu hamlelerini görmemezlikten geliyorlar. Altını çizerek, bir daha söyleyeyim, Türkiye’nin hiçbir devletin topraklarında gözü yok. Biz kendi topraklarımız içerisinde huzurlu ve mutlu yaşamak istiyoruz. Temel amacımız da budur.

Yabancı siyasi yorumcular aynı zamanda Türkiye’ni Avrupa ülkeleri ve Rusya ile ilişkilerini bile dengesiz adlandırıyorlar. Aslında bu denge baya hızlı hem bozuluyor, hem de her defa bir az daha sıkılaşıyor ilişkiler… Sizce Türkiye için bu dengeyi kurmak çok mu zor?

-Dengeyi kurmak sadece Türkiye’ye bağlı bir olay değil. Türkiye sadece bir taraf. Ama karşımızda Suriye var, Rusya var, Irak var, İran var və bütün bunlara baktığımız zaman Orta Doğu adeta bir ateş çemberi. Bu durup- dururken olmadı. Bakın, yabancı güçler tam 10 sene İran’la Irak’ı, yani iki müslüman ülkeyi savaştırdılar. Tam 10 yıl müslüman müslümanı vurdu. Halbuki, İslamiyet’te böyle bir şey yok. Din hoşgörüdür, kucaklayıcıdır. Daha sonra Suriye ve Irak’ı sıkıntıya soktular. Yıllarca Irak da iç savaşları ve devrimler oldu. O yüzden şunu iyi değerlendirmemiz lazım, terör örgütlerinin bu bölgeden çekilmesini istiyoruz. Büyük devletler DEAŞ-ı, PPK-yı, PYD-ni, YPG-ni koruduğu sürece burada dengeyi kurmak çok zor. Bakın Amerika çekiliyorum dedi ve çekildiği bölgeyi PPK-ya teslim etti. Böyle bir çifte standart olmaz! Türkiye terörle mücadeleyi sonuna kadar götürecek. Bu sadece Türkiye’nin sorunu değil ve bunu bazıları görmek istemiyor. Terörü bu bölgede maşa olarak kullanmak istiyorlar. “Bize saldıranlara elbette ki, karşılığını vereceğiz”!

“Bize saldıranlara karşılığını vereceğiz!”

-Bugün birçokları merak ediyor. Bu kadar şehit veriyoruz. İdlib ve Libya siyasi adım ve alınmış kararları Türkiye’ye ne kazandırdı? Sizce siyasi dividend elde etmek isterken, Rusya gibi strateji ortağı ve zor oluşan ilişkileri kurban verecek mi Türkiye?

-Türkiye ölmez lider Atatürk’ün “Yurtta sulh, Cihanda sulh” ilkleri doğrultusunda bir politika yürütüyor. Rusya gibi strateji bir ortakla dengeyi bozmadan götürmek kolay değil. Ama Türkiye bu meselelerin savaşsız ve kan dökülmeden çözülmesi için gerekli sabrı gösteriyor ve hâlâ da buna devam ediyor. Biliyorsunuz, biz önce ABD ile bir anlaşma yaptık. Ardından güvenli bölge için Rusya ile anlaşma yaptık. Maalesef, Amerika sözünü tutmadı. Ardından ise, İdlib meselesinde Rusya da sözünü tutmadı. O yüzden rejim güçleri geldiler ve bizim İdlib bölgesindeki gözetleme kulelerindeki askerlerimizi öldürdüler. Bizlerin bunu kabul etmemiz mümkün değil. Bize saldıranlara elbette ki, karşılığını vereceğiz. Ama yıllardır Sovyetler Birliği sıcak denizlere inememişti. Ama şartlar öyle gelişti ki, Akdeniz’de iki tane deniz üstü gemi kurdular. Rusya kendini Akdeniz’in içinde buldu. Rusya bunun için yüzyıllarla uğraştı. Ama fırsatı bir türlü olmamıştı. Ama fırsatı bir türlü olmamıştı. Rusya gerçeğini, Amerika gerçeğini görmek lazım. Hatta Fransa, Almanya ve İngiltere kimi güçlü devletlerin de mevkiini gördük. Zor bir süreç. Bizim için tek bir şey var, Kendi ekonomisi ve istikrarı olan Türkiye’nin, kendi sınırları içerisinde huzurla yaşaması bu bizim için çok önemlidir!

-Birçok siyasetçiler Türkiye’nin Dağlık Karabağ sorununu da, çözeceğine inanıyor. Rusyay’la Türkiye ilişkilerinin olumlu veya olumsuz olması bu durumu sizce nasıl etkiler?

-Azerbaycan ve Ermenistan geçmiş Sovyetler Birliğinin üyesi olan iki devlet. Dolayası ile hem Azerbaycan’ın, hem de Ermenistan’ın Rusya ile ilişkileri devam ediyor. Ermenistan adeta Rusya’ya teslim olmuş durumda. Ekonomisi ve güvenliğini Rusya üzerinden…. Ama Azerbaycan yüzünü Batıya çevirmiş, hem Rusya ile ilişkileri sağlam tutmaya çalışıyor, hem de ekonomisini güçlendirmeye çalışıyor. Yıllardır Azerbaycan petrolü Rusya tarafından alınmış, harcanmış ve bölge gelişmemiş. Rusya Azerbaycan’dan da Ermenistan’ın teslimiyetinin aynısını bekliyor. Diğer taraftan, Türkiye Rusya’ya ne kadar yakın olursa, Dağlık Karabağ sorunun çözülmesine de bir o kadar katkıda bulunmuş olur.

“Her muazzam projeye muhakkak bir damga vuruluyor”

Birçokları Türkiye’nin gelişmesini haz edemiyor. Böyleleri hem devlet içinde, hem de dışında vardır. Birçok söylentilere göre, İstanbul kanalı gibi büyük ekonomi ve strateji dividendler getirecek bir projenin Türkiye’nin meraklarından daha çok ABD’nin meraklarına hizmet edeceği fikri içinde. Hatta projenin ABD’ye mahsus olduğunu söyleyenler vardır. Bu hassas konuyla alakalı fikrinizi almak isterdik.

-Ben bir mühendisim. Gemi ve denizle ilgili konular benim mesleğim. 2011 yılında Sayın Cumhurbaşkanımız “Kanal İstanbul” projesini ortaya attı. Bu proje yıllar önce de gündemde olan bir projedir. Yani, “Kanal İstanbul” projesi Türkiye’nin milli ve yerli projesidir. ABD’nin falan bir projesi değil. Her muazzam projeye muhakkak bir damga vuruluyor. “Avrasya Tüneli”-oldukça önemli bir projedir. Deniz altından iki ülkeyi birbirine bağlıyor. Pekinle Londra’yı birbirine bağlıyor. Bunun gibi önemli bir projeyi de zamanında eleştirdiler. Üçüncü köprünün inşasında da itiraz ettiler. Havalimanı için de itiraz vardı. Bugün ise İstanbul havalimanı 50 milyonu artan yolcu kapasitesine ulaştı. Hedef 90 milyon ve 100 milyonu geçecek bir şekilde. İstanbul dünyanın bir incisidir. Yani Türkiye İstanbul kanalı gibi büyük projeleri yapacak. Türkiye’nin ekonomisinin gelişmesi için bu proje çok önemli bir projedir. Bu proje ile ilgili hem bilimsel, hem ekonomik araştırmalar ve çalışmalar yapılmıştır. Bu konuda tartışmalar olsa da, bundan geriye yol olmaz. Türkiye için önemliyse, biz bu projeyi yapacağız, Amerika falan umurumuzda değil! Amerika her zaman bize köstek oluyor. Biz kimseye düşman gözüyle bakmıyoruz. Ermenilere bile öyle bakmıyoruz. Ermeni’ler yeni doğan çocuğun kulağına bile “Türk düşmandır” diye fısıldarken, biz bunu yapmıyoruz. Resmi kayıtlara göre, Türkiye’de yüz binlerle ermeni yaşıyor. Bence daha fazladır. Bugün bakın Türkiye’de Ermeni diasporası ne kadar güçlüdür… Bugün basında varlar, ticarette varlar, her yerde varlar…

Avrupa kendi bakış açısını değiştirmeli!”

-Ama çifte standartlar her yerde olduğu gibi, Türkiye adına, Türk dünyası adına bir özel çifte standartlar uygulanıyor sanki…

Ama çifte standartlar her yerde olduğu gibi, Türkiye adına, Türk dünyası adına bir özel çifte standartlar uygulanıyor sanki… -Evet. Bakın, Türkiye NATO’nun bir uzvu. Yani NATO’nun en büyük ordusuna sahip bir ülke. Ama maalesef Türkiye’nin sınırları ile ilgili sıkıntı olduğunda NATO’yu harekete getirmediler. Tıpkı Karabağ’dakı gibi. 1994 yılında Karabağ’da Ateşkes kesildiğinde, rahmetli Haydar Aliyev 4 tane BM’den karar çıkartmıştı. Kararlarda ne diyordu? Diyordu ki, Karabağ Azerbaycan toprağıdır. İşgalci Ermeniler derhal bu toprakları terk etmesi lazım. Ne oldu peki? Aradan 30 sene geçti, ama bu karar uygulanmadı. Budur işte çifte standartlar. Dünya çifte standartlar uyguluyor. Şimdi Avrupa Konseyi de buna başladı. Geçen gün Azerbaycan’dakı seçimler için İnsan haklarına riayet edilmemesini dile getirdiler. Zaman zaman her bir devlette böyle şeyler yaşanılıyor. Elbet ki kanunsuzluk varsa, gerekeni de yapılır. Türkiye’ye, Türk dünyasına dışardan bakış açısının düzelmesi lazım. Yani Avrupa kendi bakış açısını değiştirmeli! Buradan Azerbaycan’a bakalım mesela. Azerbaycan güçlü bir ülke, Azerbaycan ekonomi bakımından dengeli bir şekilde gidiyor. Azerbaycan sadece petrole değil, petrol dışı sektörlerde de, kalkınma hamlesini yakalamış bir ülke. Yüzünü Batıya dönüyor, Çin’le diyaloğu var, Rusyay’la diyaloğu gayet iyi- böyle bir Azerbaycan’ın daha fazla büyümesini istemiyorlar. Azerbaycan en büyük projelerini Türkiye ile birlikte gerçekleştirdi. TANAP- projesi mesela. Azerbaycan’ın doğal gazı bugün Avrupa’ya huzur, refah ve adalet sağlamak için gidiyor! Daha önce Ruslar’dan alıyorlardı. Sonra Rusya yaramaz çocuk gibi, ben kütüm deyip, gazı vermiyordu veya fiyatını artırıyordu. Bugün ise Azerbaycan’dan alternatif barış gazı Avrupa’ya akıyor. “Star Rafine” –son yıllarda en büyük yatırımlardan biri. Bakü-Tiflis-Kars demir yolu projesi de çok önemli. Çin’den kalkan bir yükün, Londra’ya kesintisiz gitmesi demek. Bütün bunlara baktığınız zaman Türkiye ve Azerbaycan güçlü projelere damgasını vuran iki ülkedir ve ilerde daha büyük projeler de gelecektir.

Ülker Fermankızı

Əvvəlki məqaləTürkiye’de tedavi görmek isteyen herkes için: Harika Hizmet
Növbəti məqalədəErdoğan: Alman makamların gerekli çabayı göstereceklerine inanıyorum