Bozuk para gibi nerelerde harcanmadı ki memleket çocukları...

Təhlil / Manşet

721

Bozuk para gibi nerelerde harcanmadı ki memleket çocukları...
Memleket çocukları

Köylerinden bir defacık bile dışarıya çıkmamış ana kuzuları adı sanı duyulmadık topraklara dönmemek üzere gönderildi.
Birisi de rahmetli babamdı.1956'da Barış Gücü olarak 28 günde gemiyle Kore'ye yollananlar arasındaydı. Mançurya'da Vietnamlılara esir düşen arkadaşı Ali Kemal'i sıkça anlatır, gözyaşlarıyla anardı.

Ertuğrul firkateynindeki bahriyeliler halen nöbettedir. Fas, Tunus, Cezayir, Cenup, şimal, şark, garp derken hangisini sayayım ki! Merhametiyle, yiğitliğiyle dünyaya örnek olan Alperenlerimiz Balkanlar'da, Afrika'da, Kırım'da, Orta Doğu'da mücadele ve yaşantılarıyla kendilerinden söz ettirmişlerdir.

15 Temmuz 2016' daki kahramanlıklarından bellidir zaten.

Türkler gittikleri yerlerde asla asimilasyon hareketine kalkışmamışlardır, yönetim altına aldıkları ulusların dil, din, kısacası yaşam biçimlerine katiyen dokunmamış, müdahale dahi etmemişlerdir. Bilakis aile bütünlüklerini sürdürebilmeleri için ellerinden gelen hizmeti/ yardımı esirgememişlerdir. Hatta evliliklerle akrabalıklar tesis etmişlerdir.

Öyle ki yol güzergâhlarına denk gelen bağlardan bir cıngıl üzüm, bir tevek koparsalar dala keseyle helâllik akçe asmışlardır Aynı şeyi bostan tarlalarında yapmışlardır.

Türküm ne mutlu!

İşte aslanlarımız, Mehmetlerimiz, analarının kınalı kuzuları dün nasılsa bugün de öyleleler hiç kuşkusuz ki yarın da öyle olacaklar. Elbette ki satılmış kansızları bunların dışında tutuyorum. "Adı Yemen'dir/ Gül'ü çimendir/giden gelmiyor/ Acep nedendir?" yürek burkan ezgisi hangi ananın, hangi bacının, hangi gelinin gözlerinden üzüm üzüm dökülmüştür kanla yıkanan bu vatan topraklarında.

Ağıdın devamındaki" Burası Huş'tur yolu yokuştur/ giden gelmiyor/ Acep ne iştir" mısraları facianın büyüklüğünü bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
Belki de hiç okuma yazma bilmeyen Anadolu kadını deyişiyle tarihe not düşmüştür.

Bu bağlamda ecdadımız ulaşıp yaşadığı her yere fidan dikip yeşertmeyi ibadet saymıştır. Daha Orta Asya'dan beri yaşam şekillerini dayanıklılığını sürdürmüştür.

İşte Yemen topraklarını korumaya giden Mehmetçiklerimizin bazıları Habeşistan( Etopya) gelirken ceplerinde içmek için sakladıkları kahve çekirdekleriyle Huş Dağına tırmanmışlardır. Huş ki, 2500/3000 metre yükseklikte uçurumlu girdaplarla bezeli bir dağdır.

Sıfır rakımdan bu yükseltiye erişen Anadolu'nun gariban çocukları alçak basınç yüzünden mihrican değmiş gonca gibi karatoprağa deste deste dökülmüşlerdir. ( Sarıkamış'ta kar ve tipiden donan yavrucuklar gibi)

Hayatta kalanlar şehitleri defnettikten sonra mezara dikecek birşey bulamayınca kahve çekirdeklerini ekip sularlar.
Süslü caddelerde adım başı açılan kahvehanelerin gerçek hikayesidir bu!

Diyeceğim odur ki, anlı şanlı ordumuzun Mehmet'i yalnızca kahramanlıklarıyla adından söz ettirmemiştir. Ayrıca binbir güçlükle dibekte dövülen bu acı kahvenin kırk yıl hatırı sevkiyata yollanan askerlerimizin emeğinin mahsulüdür, işte Türk Kahvesinin hazin hikâyesi.





Afife Demirtaş
VOİCEPRESS.AZ